7 Nisan 2012 Cumartesi

TASTE MARKETING / DAMAKTAN PAZARLAMA

TASTE MARKETING / DAMAKTAN PAZARLAMA

Taste Marketing, Sensory Marketing’[1]in bir alt dalı. Pazarlamada tad duyusundan yararlanmayla ilgileniyor. Duyusal algılamalar ve beyinbilim alanındaki araştırmalar pazarlamacılara da yeni fırsatlar sunuyor. Tad duygusu ve algılarının nasıl işlediği, bazı müşterilerin bazı ürünleri neden tercih ettikleri (veya etmedikleri), onları çeken şeylerin ne olduğu, tad algı ve tercihlerinin kültürle, marka saygınlığıyla, duygularla ve satınalma kararlarıyla ilgisi konularında araştırmalar yapılıyor.
Tad duygusu ve ona gösterilen tepkiler bedenin, duyu organlarının ve beynin işbirliği sonucu ortaya çıkıyor. Beğenilmeyen tadlar yüze yansıyor, beğenilen tadlar davranışları yönlendiriyor. Niçin belli insanlar belli tipte bir kahve tercih ederler? Kültürel sebepler mi, kahvenin hazırlanış şekli mi, markası mı, ona yüklenen sembolik anlamlar mı, yoksa, uyandırdığı, çağrıştırdığı hatırlattığı belli duygular mı rol oynar? Bu soruların cevapları arasına bir de, kahvenin lezzeti, tadı ve damakta bıraktığı izin de eklenmesi gerektiği ileri sürülüyor[2]. Keza başka yiyecek-içecekler için de benzer sorulara cevaplar aranıyor.
Anılan kaynak, kültürel mitler, marka etkisi, tetiklenen duygular ve pazar tepkileri konusunda aykırı görüşler ileri sürüyor. “Nesiller boyu İtalyanlar espresso, İsveç’liler de bol sulandırılmış kahve içerler, bu bir kültür meselesidir ve tadla ilgisi yoktur” görüşüne karşı çıkıyor. Asıl mühim olan, bu tercihlerin babalarından öyle gördükleri için mi, yoksa, İsveç’lilerin ağız tadının İtalyanlardan farklı olmasından mı kaynaklandığını saptamaktır, diyor. Nitekim, Hollanda halkının üçte iki çoğunlukla, sömürgecilerin Afrika’dan getirdikleri robusta tipi kahveyi acı buldukları için sütle içtikleri, buna mukabil, daha yumuşak arabica kahvelerini içerken süt eklemediklerini, doğal olarak zamanla bu kahveye geçtiklerini kanıt olarak gösteriyor.
Markanın gücü iddiasına karşılık, Red Bull örneği veriliyor. Hiç bilinmeyen bir marka iken, tadı yüzünden başarıya ulaştığına işaret ediliyor. Markanın ürün tercihlerindeki rolünü anlamak için gözü bağlı tat testleri öneriliyor. Bu testlerde, beğenilmeyen tadlar karşısında dünyada herkeste belli bir tipik yüz ifadesinin oluştuğu gerçeğinden yararlanılıyor. Bunun gibi, öfke, aşağılama, rahatsızlık, korku, sevinç, mutluluk, hüzün ve sürpriz duygularının yüze yansımalarının evrenselliğine de işaret ediliyor.
İnsanların yeme ve içme alışkanlıkları gözlendiğinde, herkesin aynı tad algısına sahip olmadığı görülüyor. Bu farkların, cinsiyet, etnisite, yaş ve dildeki yoğunlukları santimetre karede 11 ila 1.100 arasında değişebilen tad tomurcuklarından kaynaklandığı düşünülüyor. Her tomurcuk, acı, tatlı, ekşi, tuzlu ve umami tadlarına duyarlı özel alıcılardan oluşuyor. (Umami, et, peynir, mantar gibi yiyeceklerdeki glutamat lezzetine karşı geliyor.)
Dillerindeki tad tomurcuklarının sayısına bağlı olarak insanlar, üç kategoriye ayrılıyor. Süper tadıcılar, içki, kahve, kokulu sebzeler, çok yağlı ve çok tatlı yemeklere çok duyarlı oluyor, şekeri iki misli tatlı algılıyorlar. Orta düzey tadıcılar, daha kolay tatmin oluyor ve tatlıları acılara tercih ediyorlar. Damak tadı olmayanlar ise, hemen herşeyi yiyip içebiliyorlar. Avrupa’da nüfusun dörtte birinin damak tadı olmayanlar, yarısı orta düzey tadçılar ve dörtte birinin de süper tadcılar kategorisinde oldukları sanılıyor. Kişilerin tad profillerini ölçmek için organik bir bileşik olan feniltiokarbamid şeritleri kullanılıyor. Süper tadcılar bunu çok acı, orta seviyedekiler acı, damak tadı olmayanlar ise sıradan bir kağıt şerit olarak algılıyorlar. Kadınların tad duygusu erkeklerden daha gelişmiş olup, hamilelik ve özel günlerinde daha hassaslaşıyorlar. Tad duygusu yaşla birlikte azalma eğiliminde oluyor. Tad algısının cinsiyet, yaş, etnisite, sıcaklık ve kişinin kendini nasıl hissettiğiyle birlikte değişebildiği ve bunun hormonlara bağlı olduğu düşünülüyor.
Tad pazarlamasında Zero Coke deneyimi tipik bir örnek olarak veriliyor. Başlangıçta, erkeklere yönelik şekersiz bir ürün olarak geliştirilen Zero Coke’un pazarlama stratejisi tamamen erkekler hedef alınarak geliştirilmiş; bu husus, siyah renkli ambalaj, yarışları öne çıkaran web sayfası ve reklamlarda genç ve seksi kızlar kullanılmasıyla desteklenmişti. 2006 yılında harcanan 76 milyon dolarlık reklamlara rağmen, erkeklerden beklendiği kadar müşteri çekilememişti. Coca Cola, pazara sürüldükten iki yıl sonra, Zero ürününün her iki cins tarafından eşit olarak tüketildiğini itiraf etmişlerdi. Yarı çıplak kızların kullanıldığı reklamlar değil, ürünün tadı daha çok iş yapmıştı. Diet Coke aspartam ile tatlandırılmıştı ve bu madde sonradan ağızca acımsı bir tad bırakıyordu. Kadınlar, ortalamada acıya erkeklerden daha hassas olduklarından, Diet Coke’u terkedip, erkeklere yönelik sunulmasına rağmen Coke Zero’ya geçmişlerdi.
Kahve, Red Bull ve Coke Zero örnekleri, tadın evrensel değil, kimin damağına dokunduğuna bağlı olarak farklı etkiler yapabildiğine işaret ediyordu. Rugby oyuncuları, hemşireler gibi belli mesleklerdeki insanların tad duygularındaki tipik manzaralar da dikkat çekiyordu. İlk grubun, maç sonrası içtikleri içkileri daha tatlı algılarken, hemşirelerin tad duygularının daha güçsüz olduğu sanılıyordu.
Pazarlama alanında, okullarda, otellerde, uçaklarda süper tadcı kategoriye özel menüler sunulması, her tad profili itibariyle ilaç tadlarının ve içeceklerdeki dokuların ayarlanması, tad alamasalar ve aradaki farkı test edemeseler de, insanlara, ambalajlar üzerindeki yazılarla damak testinden geçmiştir mesajlarının verilmesi, yiyecek içeceklerde daha az şeker, yağ, tuz ve tadlandırıcıların kullanılması öneriliyor.


[1] Aradhna Krishna, eds., Sensory Marketing: Research on the Sensuality of Products, Routledge, New York, 2010.
[2] Diana Derval, The Right Sensory Mix: Targeting Consumer Product Development Scientifically, Springer-Verlag, Berlin, 2010, s.2, s.6-10.

31 Mart 2012 Cumartesi

RİTİMLİ MEGA PAZARLAMA

Bu yazıyı 2006 Ocak ayında PAZAROLA bloğumda yazmıştım. O zamanlar Pazarlama Bi' Tanedir kitabı henüz yazılmamış, PAZARLAMABİTANEDİR blogu da yayına başlamamıştı.
Yeniden yayınlamak hoş olur diye düşündüm.
İyi okumalar....


Ritimli Mega Pazarlama

"Türkiye'de ritim bozukluğu var. Potansiyel bir enerji var ama nasıl kullanılacağını kimse bilmiyor." Bu sözler, hayatını ritimle kazanan Okay Temiz’e ait. “Un, yağ, şeker var ama helva yapılmıyor” demeye getiriyor. 
Okay Temiz işletme yöneticilerinin de ilgisini çekmiş. “Personeli doğru departmanda çalıştırmak amacındaydık. Bir takım testler yapıldı. Ben de hangi çalgıyı hangi departmandaki personelin çalacağına dair bir sistem geliştirdim. Bir orkestrada her ritmi çalan insan değişik karakterdedir. Çanı direktör çalar, tefleri pazarlamacılar. Genel müdür tumbo çalar, bongo çalanlar ise yenilikçi ekipte yer alabilir. Eskiden kurum çalışanlarıyla pikniğe, golf oynamaya gidilirdi, ama takım ruhu oluşturmak için bunlar yetersiz kalıyordu. Oysa ritim çalışmalarında 2000 kişi aynı anda çalabiliyor. Ellerindeki aletlerin basit olması da bir araya gelmeyi kolaylaştırıyor. Şirkettebirbirleriyle selamlaşmayan insanlar bu sayede tanışıyorlar.”
“Ritim grubuyla şirketler birbirine benziyor. İkisinde de takımçalışması şart. Bir otomotiv fabrikasında biri çamurluğu takarken,diğeri boya yapar. Ritim grubunda da hepsinin belli bir görevi var vebiri hata yaparsa sonuçlarına hepsi katlanmak zorunda.”
Vurmalı çalgılar deyince akla bir de Burhan Öcal geliyor. Tekirdağ’dan başlayan “darbuka” yolculuğu onu dünyanın öbür ucuna götürmüş, ününe ün katmış. Sırf parmaklarını kullanarak ürettiği ritim sayesinde insanları etkiliyor. Kendini sevdiriyor.
Çok bilmek, çok yetenekli olmak, virtüöz olmak şart değil. Her ne iş yapıyorsak belli bir ritimle, bir koro ahengiyle, takım halindeçalıp söyleyebilsek, dünyayı yerinden oynatırız, gibime geliyor.
Uzmanlar, önümüzdeki yıllarda, önceden hayal bile edilemeyecek çapta radikal değişiklikler yaşanacağına dair tahminlerde bulunuyorlar. Yaşarsak göreceğiz. Bu “yeniden şekillenme” döneminde adımlarımızı ahenkli-ritimli atabilirsek dünyaya sesimizi duyurabileceğiz. Yoksa “kuru gürültü”müzü kimse duymayacak. 
Siyasette, hukukta, ekonomide, iş âleminde ve pazarlamada çıkardığımız sesler nasıl? Belli bir nağme mi duyuyoruz, yoksa “büyük bir gümbürtü” mü geliyor?
Pazarlamada ritim tutturmak ve insanları çeken nağmeler üretebilmek için önce “Entegre Pazarlama İletişimi”ni becermek gerekiyor. Yani, farklı iletişim kanalları üzerinden doğru hedef kitleye doğru mesajları iletmek lazım. Ayrıca, “Entegre Pazarlama”yı başarmak lazım. Yani, pazarlamayı, bütün departmanların, bütün yöneticilerin ve bütün çalışanların katıldığı bir takım oyunu olarak yürütmek, ritimleri uyumlaştırmak lazım. 
İşi daha da büyütünce bunun adı “Mega Pazarlama” oluyor. “Mega Pazarlama”, bir işbirliği stratejisi olarak, belirli bir pazara girmek veya bu pazarda başarılı olmak için çeşitli ülkelerle-firmalarla-gruplarla-kişilerle birlikte ekonomik, politik, psikolojik türden çeşitli araçların bir arada kullanımı demek. Buna “Kooperatif Pazarlama” da deniyor. “Mega Pazarlama”da, bir koalisyon gibi, tarafların kendi amaç ve faaliyetlerinden vazgeçmeksizin, bir arada çalışmalarıyla sağlanabilecek ilave kazançlar üzerinden işbirliği yapmalarına yönelik faaliyetlere girişiliyor.
Türkiye’nin geleceğe hazırlanması için, kurumlar, kuruluşlar, firmalar, işletmeler ve bireyler olarak ortaklaşa vuracağımız noktaları bilmeye, kendi özgün ritmimizi bulmaya, topluca “haykırmaya”, “Mega Pazarlama”ya ihtiyacımız var.
Bakınız, politika, iş, bilim, din, spor, sanat ve kültür alanlarında dünyanın önde gelen isimleri 25 Ocak’ta “Dünya Ekonomik Forumu 2006”da ritim tutturmak için bir araya geliyorlar. Orada kimin hangi telden çaldığı ya da çalmadığı görülecek.
Onların “ritme” ihtiyaçları var da bizim yok mu?

17 Mart 2012 Cumartesi

RETRO MARKETING YENİDEN

RETRO PAZARLAMA YENİDEN

Eskimeyen Eskiler

iPad’in yeni versiyonu kapış kapış satışa çıkmış. Piyasada “yeni ve geliştirilmiş” sıfatlı ürünlerden geçilmiyor. Pazarlama ve yenilik, ayrılmaz ikizlerdir deniyor. Yenilik yapmayanın eskiyeceğinden, yeniliklerin hızla eskidiğinden bahsediliyor.

Ama insan tuhaf bir varlık. Hem yenilik istiyor hem de alıştığından vazgeçemiyor. Bu sebepten olsa gerek, bazı firma ve markalar bir yandan da, her zaman alıştığınız kalite, lezzet, vb. ifadelerle değişmezliğe, kalıcılığa ve istikrara vurgu yapıyor.

İnsanda bir de, geçmişe özlem duygusu var ki, bu duygu da pazarlamacılara malzeme oluyor. Nostaljiye dokunan nice ürün, nice uygulama hayatımızdan hiç eksik olmuyor. Hızla yenilenen bir dünyada dikkatleri çeliyor.

Kitlelerin geçmişe duydukları özlemin gücünden pazarlama maksadıyla yararlanma anlamında Retro Pazarlama yaygınlaşıyor.

Geçmişe uzanan referanslar, yeniliklerin tükenmesinden değil, aksine, pazarlamanın dinamizminden kaynaklanıyor. Eskiyi bile yenilemek iddiasını içeriyor. iPhone’unun ucuna taktığı renk renk klasik telefon ahizesiyle konuşanları görünce insan ne diyeceğini şaşırıyor.

Tarihle ilgilenenler, yeni sanılan birçok şeyin aslında hiç de yeni olmadığını, geçmişte yapılanların başka bir ambalaj, tarz veya teknikle gerçekleştirilmesinden ibaret olduğunu iyi biliyor.

Yeniyle eskinin iki yönlü buluşmasından nice yenilikler üretilebiliyor. Geçmişe ait olay, eser veya ürünlerin yeniden yorumlanarak veya birebir taklit edilerek tekrar sunulduğu bu uygulamalara Nostaljik Pazarlama da deniyor.

Ev reçelleri, erişteler, saray çorbaları gibi harcıâlem ürünlerin yanı sıra, Osmanlı dönemi mahallesinden esinlenen konut projeleri, saray mimarisinin kullanıldığı oteller, bol izleyici çeken tarihî diziler ve kitaplar, geçmiş günlerin cazibesini bugünün tüketicisine tekrar yaşatıyor.

Eskimeyen eskilerin taze bir örneğiyle dün tanıştım. Ben doğmadan önce yayına başlayan, büyük Türkiye idealinin meşalesi, Büyük Doğu dergilerinin tıpkı basım nüshalarıyla...

Hakikaten, eskilerin bazısı hiç eskimiyor...

Meraklısı için bir kaynak daha duyuralım.

"Postmodern pazarlamanın pazarlama literatüründe yerini almaya başlamasıyla birlikte yeni pazarlama kavramları da ortaya çıkmıştır. Günümüzde yeni bir pazarlama kavramı olarak ortaya çıkan “Retro Pazarlama” ilk olarak Stephen Brown tarafından ortaya atılmıştır. Brown, Retro pazarlamayı, “Bir önceki tarihsel döneme ait ürün veya hizmetin canlanması veya yeniden başlatılması” olarak tanımlamaktadır. Retro pazarlama, geçmiş döneme ait çağrışımlarla (müzik, koku, filmler, kitaplar vb.) farklı bir pazarlama yaklaşımını ortaya koymaktadır....."Devamı için link:


3 Mart 2012 Cumartesi

TEK GECELİK PAZARLAMA / ONE NIGHT STAND MARKETING

TEK GECELİK PAZARLAMA / ONE NIGHT STAND MARKETING

Yılın belirli günlerinde, belirli gruplar ya da kişiler olarak bir şeyleri kutluyoruz. Bunlar için harcamalar yapıyoruz; çünkü bu harcamaları yapmamız da bir şekilde kapitalist sistemin bir enstrümanı haline gelmiş durumda. Harcamalıyız, harcamamız için de belirli kıvılcımlar gerekiyor.

Ben bu durumları Tek Gecelik Pazarlama-One Night Stand Marketing olarak adlandırıyorum. Kısa ve bir döneme özel olarak, bir gruba ya da ortak bir amacı bulunan kişi topluluklarına yönelik girişilen yoğunlaştırılmış pazarlama etkinlikleri olarak özetleyebileceğim bu faaliyetleri şu günlerde özellikle yaşıyoruz. Nasıl mı? 14 Şubat Sevgililer Günü geliyor ve sevgilinize hediye alacaksınız! Çünkü düzen sizden bunu istiyor! Dünyada yaklaşık 21 milyar Amerikan doları düzeyinde bir para sadece bu gün için harcanıyor. Sahi, sevgilinizle sadece bir gün mü sevgilisiniz? O zaman bilemem tabii.

Bu durum sadece Sevgililer Günü yanılsamasıyla sınırlı değil elbette. ABD'deki Super Bowl üzerine yoğunlaşan milyarlarca dolarlık harcamalar, Çin'in yeni Çin yılı kutlamaları, dini bayramlara özel pazarlama faaliyetleri de bu kavram altında değerlendirilebilir. Yılın sadece belirli bir döneminde, belirli bir hedef kitle için düzenlenen pazarlama etkinlikleri.....

Berker Pandır sözlerinin sonunu şöyle bağlıyor:

Ve şunu unutmamalı: Pazarlama tükettirmek ve insanların ceplerinden paralarını almak değil, insanlara, karşılığında değer ödenebilecek şeyleri onlar için sunmaktır.

Ertesi günde de sevilen bir marka olmanız dileğiyle...


25 Şubat 2012 Cumartesi

CAUSE-RELATED MARKETING / DAVA DESTEKLİ PAZARLAMA

CAUSE-RELATED MARKETING / DAVA DESTEKLİ PAZARLAMA
Sosyal Amaç Bağlantılı Pazarlama, İdeal Bağlantılı Pazarlama, Misyon Bağlantılı Pazarlama gibi sıfatlar da kullanılabiliyor. Şirketlerin veya markaların kendi isimlerini sosyal bir amaçla ilintilendirme çabaları, toplumsal faydalar yanında firma ve markaların itibarının artmasına da yardımcı oluyor. Markalara sosyal bir sorumluluk yükleyen İdeal bağlantılı / Dava Destekli Pazarlama uzun erimli oluşu ve sürekliliğiyle stratejik bir konudur.
Bu uygulamanın merkezinde, firmanın ortak amaçlar etrafında buluşabileceği değişik kesimler arasında karşılıklı fayda sağlamak için kâr amacı gütmeyen çoklu bir işbirliği fikri yatmaktadır. Dava Destekli Pazarlama, kuruluş amacıyla uyumlu “sigaraya hayır”, “çevreyi kirletmeyin”, “uyuşturucu kullanmayın”, “alkollü araç kullanmayın” gibi mesajların verildiği Kâr Amaçsız Pazarlama’dan ve Sosyal Pazarlama’dan farklıdır.
Dava Destekli Pazarlama’da şirketler sosyal sorumluluklarını yerine getirmelerinin yanı sıra uzun dönemde kâr da elde edebilirler. Firma, sosyal amaca yönelik bir dernek ya da bir gönüllü kuruluşla işbirliği yapabileceği gibi, amaca doğrudan da yönelebilir. Dava Destekli Pazarlama, şirketin amaçlarına bağlı olarak birçok yolla gerçekleştirilebilir. Halkla ilişkiler, satış promosyonları, sponsorluk ve Niş Pazarlama ile birlikte uygulanabilir. Markaya duyulan güveni, müşteri sadakatini ve satın almayı arttırırken, aynı zamanda şirketin çalışanları ve tedarikçileri gibi sosyal paydaşlarıyla ilişkilerini de güçlendirir . Dava Destekli Pazarlama’da, desteklenecek doğru dava ve konuların bulunması ve/veya üretilmesi önemlidir.
Atlas dergisi, 2004 yılında “Sıfır Yokoluş” isimli bir proje başlattı. Doğa Derneği ile birlikte, nesli tükenen canlılara dikkat çekti. Risk altındaki yüzlerce bitki ve hayvan türü belirlendi. Bir sonraki adımda sıra bu türleri koruma işini üstlenecek ve bunu kendi pazarlama çabalarında “Dava Destekli Pazarlama” uygulaması kapsamında kullanacak firma, marka ve kuruluşların bulunmasına geldi. Bu sayede hem dergi, hem firmalar, hem ilgili kurumlar-dernekler, hem toplum ve hem de gelecek nesiller bundan yararlanacaklardı. Risk altındaki bitkilerden biri Likya orkidesiydi. Bunun soğanlarından salep elde ediliyor. Salep de dondurma başta olmak üzere çeşitli gıda ürünlerinin imalatında kullanılıyordu. Aşırı talep ve toplama yüzünden bu bitkinin nesli tükeniyordu.
Sıfır Yokoluş projesi çerçevesinde ünlü ressamların bağışladıkları tabloların açık arttırmayla satışa sunulduğu, gün boyu yapılan yayınlarda ilgili kişi ve uzmanların konuşturulduğu, SMS yoluyla 5’er TL’lik bağışlar yapılmaya davet edildikleri CNN televizyonu dava destekli bu pazarlama uygulamasına katılan bir başka firma idi. Bu örnekte de görüldüğü gibi, bir kampanya birden çok sayıda firma ve organizasyon tarafından da desteklenebiliyordu.
Dava Destekli Pazarlama, Kotler ve Lee’nin altı ayrı kategoriye ayırdıkları Kurumsal Sosyal Sorumluluk uygulamalarından biri. Yazarların Sosyal Amaç Bağlantılı Pazarlama adını verdikleri bu uygulamada, bir kurum, ürün satışlarına dayalı gelirlerin belli bir yüzdesini belirli bir amaç için harcar ya da bir katkıda bulunur. Bu teklif en sık görüldüğü şekilde, önceden bildirilmiş belli bir zaman dilimi için, belirli bir ürün için ve belirli bir hayır kurumu içindir. Bu senaryoda bir kurum, çoğunlukla kâr amacı gütmeyen bir organizasyon ile özel bir ürünün satışlarını arttırmak ve hayır kurumuna finansal destek oluşturmak için belirlenmiş karşılıklı çıkarlara dayalı bir ilişki kurarak, işbirliğine gitmektedir. Bu durum, tüketicilerin gözde hayır derneklerine zahmetsizce katkıda bulunma fırsatı sağlamasından dolayı, bir kazan-kazan-kazan durumu olarak da görülebiliyor.
2004 yılında, Dünya Pazarlama Ajansları Birliği, Bridgestone firmasını, “Farım da hep açık, yolum da” sloganlı kampanyası dolayısıyla Dünyanın En İyi Dava Destekli Pazarlama Kampanyası Ödülüne layık görmüştü .
Body Shop’un marka olarak değer sunumunu hayvan haklarını koruma üzerine konumlandırması da başka bir örnektir.
KSS ile ticarî sponsorluk ve hayır hasenat kavramları bazen birbiriyle karıştırılabiliyor. 'Türkiye'de sponsorluk projelerine örnek olarak Garanti Bankası'nın 12 Dev Adam'ı, Petrol Ofisi'nin Formula sponsorluğu, Sabancı'nın Picasso, ardından Rodin Sergisi'ni getirmesi sayılıyor. Ancak bunlar birer sponsorluk uygulaması olup, Dava Destekli Pazarlama kapsamına girmiyor.
Dava Destekli Pazarlama’nın benzerlerinden en bariz farkı, firma ile ardına destek olduğu bir sosyal faydanın adeta ayrılmaz bir biçimde ve süreklilikle desteklenmesinde yatmasıdır. Firmanın davasını kendi ticarî faaliyetlerinin de bir parçası haline getirebilmesiyle ilgilidir.
Başarılı bir örnek için Patagonia.com'a bakınız.

22 Şubat 2012 Çarşamba

NEURO MARKETING / NÖRO PAZARLAMA

Melike Şimşek yazmış...

NÖRO PAZARLAMA (NEUROMARKETING)

Nöro pazarlama (Neuromarketing) nedir?

Tüketici davranışları ve seçim süreçlerinin ne gibi faktörlerden etkilendiği pazar araştırmalarında hep karanlık kalan, tam olarak açıklığa kavuşamamış bir konu olmuştur. Nöro pazarlama, çeşitli yöntemlerle bu karanlık kısmı aydınlatmak ve bireylerin tercihlerini daha iyi anlamak adına tüketicilerin verilen mesajlar karşısında tepkilerinin ve zihinsel aktivitelerinin nörolojik olarak incelenmesidir. Bize sunduğu bilgi sayesinde daha etkili tasarımlara, beynin olumlu tepkiler vereceği pazarlama ve reklam kampanyalarına imza atmamız mümkündür..... (Yazının devamı burada.)


16 Ocak 2012 Pazartesi

BIOMIMIC MARKETING / BİYOMİMİK (CANLI ÖYKÜNMELİ) PAZARLAMA

Eşeğin Aklına Karpuz Kabuğu Düşürmek
Pazarlamanın ne olduğunu ve nasıl çalıştığını bi anlat diyenlere, “Eşeğin aklına karpuz kabuğu getirmektir” diyorum. “Biyomimik Pazarlama” diye bir şey varmış. Canlılar âleminde, doğada olup bitenlerden ders ve ilham alıp, pazarlamada daha etkili olabilmenin yollarını ifade ediyormuş.
Bilim ve teknoloji, oldum olası, tabiatı ve canlıları inceliyor, taklide çalışıyor. Belgesellere de yansıyan doğa araştırmaları sonunda bilim adamları ve arkasından iş dünyası, pazara yeni yeni ürünler ve uygulamalar sürüyorlar.
Akıllı pazarlamacılar, tabiattaki canlıları, varlıkları, şekilleri, sembolleri, imajları yakından inceliyor, bunları ürün ve işlerine yansıtmak, insan davranışlarını anlamak ve tahmin etmek için ve mesajlarını kitlelere iletebilmek için yeni yollar arıyorlar.
Pazarlama, hayvanlar âleminden hem görsel, hem mecâzî, hem de fonksiyonel bakımdan yararlanıyor.
Volkswagen’in efsanevi tosbağa (kaplumbağa) modeli hepsine bir örnek. Müşterilerin toplu davranışlarını anlamak ve onları etkilemek için, karınca ve arılardan, kuşlardan ve balıklardan, koyunlardan ve öküzlerden ilham alarak, sosyal medya dünyasına ulaşmak da başka bir örnek. Facebook’tan Twitter’a, mağazadaki hareketlere etkileşmelerin şifreleri doğayı yakından tanıdıkça daha kolay çözülüyor...Twitter logosu olan civciv bile bir biyomimik pazarlama örneği. Viral pazarlamanın virüsler dünyasından nice ilhamlar aldığını eklemeye lüzum var mı?
Hayvanların değişik türleriyle zihinlerde ve kültürlerdeki yerleşik algıları, temsil ettikleri sembolik özellikler de pazarlamacılar tarafından hem ürünlerini hem de mesajlarını geliştirmede bol bol kullanılıyor. Firmaların ürünlerine kazandırmak istedikleri özellikleri en iyi yansıtan hayvan figürleri ve sembollerine dair örnekler o kadar çok ki... Çizgi roman kahramanlarının çoğunun hayvanlar ve canlılar âleminden alındığını da dikkatinize sunarız. Eşeğiyle, köpeğiyle, tavuğuyla (aslında horoz demeleri lazımdı) Garanti reklamlarındaki Bremen Mızıkacılarını da...
Bu vesileyle, birer biyomimik pazarlama (eşeğin aklına karpuz kabuğu getirmek?) metaforu olarak, “At binicisine göre kişner”; “Eşeğinden alamayan hıncını semerinden çıkarır” sözlerini de şuraya not düşelim.
Ve ilgilenip araştırmaya devam edelim. Bakalım daha nelerle karşılaşacağız?

17 Kasım 2011 Perşembe

CONTENT MARKETING / İÇERİK PAZARLAMA


CONTENT MARKETING / İÇERİK PAZARLAMA

İçerik Pazarlama, yıllardır uygulansa da, nispeten yeni ve popüler bir pazarlama uygulaması olarak, müşterinin karşısına çıkıp onu durdurmaya yönelen geleneksel reklâmdan ve müşteriyi sıkıştıran öteki etkileme çabalarından farklı bir yaklaşımdır. Uygun içeriklerin sağladığı güven, itibar ve otorite sayesinde, müşterinin direncinin ve satış önündeki engellerin daha rahatlıkla aşılabilmesi gerçeğine dayanır.
İçerik Pazarlama bağlamında içerik terimi, insanların dikkatini çeken, ilgisini uyandıran, arzusunu tetikleyen ve bir davranışa davet eden bilgi ve verileri belli bir biçim ve anlamlı bir bütünlük içinde sunan mesaj paketleri olarak tanımlanıyor. “İçerik Pazarlama, müşterilerinizin neye ihtiyaçları olduğunu anlama ve bunları ona uygun bir bağlamda, dikkat, ilgi çekecek ve vazgeçilemeyecek bir yoldan ulaştırabilme sanatıdır.”[1] Ürünle ilgili bilgilerin ötesinde, en iyi uygulamalar, örnek vak’alar, başarı hikayeleri, fikir önderleri ve daha fazlası yoluyla müşterilerle ilişkiler oluşturur. Müşteriyi ilgilendirecek içerikleri sağlamak suretiyle firma güvenilir bir kaynak olarak algılanır, müşterilerin güveni kazanılır, müşterisin satınalması kolaylaştırılmış olur.
Bu konuyu işleyen bir yazar, “işletme okullarında hiç kimse bize, başarılı birer pazarlamacı olmak için başarılı birer yayıncı olmamız gerektiğini söylememişti.”[2]. Artık firmalar, kendilerine “abone” yapmaya, sadık izleyicileri haline dönüştürmeye gayret ettikleri gruplara ve bireylere yönelik cazip içerikleri, en az medya mesleğindeki uzmanların ürettiği kalitede hazırlayıp, yaymak zorundadırlar, diyordu. Öz olarak, İçerik Pazarlama, kişilerin veya firmaların birer yayıncı gibi davranmalarını önerir ve üç aşamadan oluşur: i) belirli bir hedef kitle için anlamlı, ilgi çekici, değerli ve özgün bir içerik oluşturmak (meselâ, ürünlerin tarihi, kaynakları, ürünle ilgili teknolojiler, konunun ünlü isimlerinin biyografileri vbg.), ii) bu içeriği hedef kitleye organize ve sistematik bir tarzda ulaştırmanın uygun yol ve araçlarını bulmak, iii) hedef kitledeki bireyleri bu içeriği okumaya, izlemeye, dinlemeye, üzerinde düşünmeye, başkalarına aktarmaya, konuşulmasını sağlamaya ve gereğince davranmaya teşvik etmek[3].
Geleneksel reklâm araç ve yaklaşımlarının müşteri üzerinde giderek daha az etkili olmaya başlaması, bu pazarlama türüne ilgiyi arttıran etkenlerden biridir. Ayrıca, üretilen içeriklerin değişik biçimlerde, değişik araçlarla ve değişik taktiklerle kullanılabilir olması da bu uygulamaların çekiciliğini arttırıyor. Bir konuda belli bir amaçla hazırlanan belli bir içerik, kolaylıkla bloglar, kitaplar, metin ve ses dosyaları, videolar biçimine dönüştürülebiliyor. Aynı içerikten, değişik departmanlarca değişik maksatlarla yararlanılabiliyor. (Söz gelişi, firma yöneticilerinin birer fikir lideri olarak algılanmalarını sağlamak; satış ekibi satış çabasına destek olmak; insan kaynakları ekibi de firmanın felsefesini çalışanlara aktarmak amaçlarıyla aynı içerikten yararlanabilirler.)
İçerikler müşterileri ilgilendiren-etkileyen çok belirgin konular etrafında ve çok derin bilgiler içerecek tarzda hazırlanabilir ve böylece daha da etkileyici hale getirilebilir. Keza, içeriklerin kalitesi nispetinde yıllarca değerini koruması, onlarca yıl sonra bile görevini yapması mümkün olur. Ayrıca, etkili bir İçerik Pazarlama sayesinde firmanın sosyal medya ve arama motoru optimizasyonu çabalarının etkinliğine de katkıda bulunulabilir.
Bookmercial[4] kitapların da pazarlama amaçlı kullanıbildiğini ifade eden, İçerik Pazarlama kapsamında önerilen bir terim. (Book / Kitap Pazarlama’ya bakınız.) Dipnottaki[5] kaynağa ve Article Marketing’e de bakılabilir.
Yerli bir içerik pazarlama ajansını tanımak için bakınız.




[1] Joe Pulizzi, Newt Barret, Get Content Get Customers: Turn Prospects into Buyers with Content Marketing, McGrawHill, 2009, s. xvii-xviii.
[2] Robert Roze, Joe Pulizzi, Managing Content Marketing, The Real Worled Guide for Creating Passionate Subscribers to Your Brand, CMI Books, Cleveland, 2011, s. 11. Joe Pulizzi ile bir görüşme için bakınız: http://tinyurl.com/8xojycx
[3] http://www.marketingtrenches.com/marketing-strategy/what-is-content-marketing-and-why-is-it-hot/ 11.02.2010 Bu ve konuya odaklanan başka bloglardaki linklere de müracaat edilebilir.
[4] Victor Cheng, Bookmercial Marketing: Why Books Replace Brochures in the Credibility Age, Innovation Press, 2008. (Kitabı tanımak için: http://www.amazon.com/Bookmercial-Marketing-Replace-Brochures-Credibility/dp/0976462478 )
[5] Bkz., Rebecca Lieb, Content Marketing: Think Like a Publisher - How to Use Content to Market Online and in Social Media, QUE, 2011.

20 Ağustos 2011 Cumartesi

UNMARKETING / PAZARLAMASIZ PAZARLAMA

UNMARKETING / PAZARLAMASIZ PAZARLAMA

İngilizce’de “un-” ön eki, olumsuzluk bildirir. UnMarketing, “pazarlama değil”, “pazarlamadan”, “pazarlama yapmadan”, “pazarlamasız” gibi anlamlara sahip. Unmarketing, bir terim olarak 2010’da yayınlanan ve çok satan iş kitaplarından biriyle[1] pazarlama literatürüne girdi.

Unmarketing, Antipazarlamacı Pazarlama’dakine benzer gerekçelerden yola çıkıyor. Pazarlamanın aşırı veya kötüye kullanılmasının getirdiği direnç ve tepkilerle baş etmenin bir yolu olarak öneriliyor. (Antimarketer Marketing’e de bakınız.)

İnsanlar kendilerini hedef alan, hayatlarını kesintiye uğratan, kendi istekleri dışında ortaya çıkan saldırgan satış ve pazarlama faaliyetlerinden rahatsızlık duyuyor ve bunlara karşı önemli dirençler ve engeller oluşturuyorlar. “Dilenciler ve satıcılar (pazarlamacılar) giremez” türü yasaklar bu saldırıların sonunda ortaya çıktı. Aşırı kuşatılmışlık duygusuyla insanlar satış ve pazarlama çabalarından rahatsız oluyor, bunlardan kaçınıyor, uzak durmaya çalışıyor, nefret ediyor, hattâ bazıları, bu tarz firmalara, uygulamalara ve kişilere karşı tavır ve davranışlar içine girebiliyorlar. İstenmeden gelen SMS mesajları, e-postalar, kapılara bırakılan broşürler, otomatik telefon aramaları, çağrı merkezlerinden gelen satış amaçlı telefon mesajları ve benzerleri artık etkili araçlar olmaktan çıktı, giderek müşteriler üzerinde olumsuz etkiler yapmaya bile başladı. 2009 yılında, ABD’de 220 milyon telefon abonesi (% 72) ulusal aranmayacaklar listesine dâhil olmuş, telefon şirketlerine “bizi rahatsız etmeyin” talimatı vermişler.

Bütün bunlara rağmen, “pazarlamacılar” hâlâ, giderek işe yaramaz hale gelen bu yöntemleri, yolları ve araçları kullanıyor ve bu engelleri aşmanın yeni yollarını arıyorlar. “Soğuk ziyarette başarıyı arttırmanın yolları” türünden seminerler hâlâ müşteri bulabiliyor.

“Nesiller boyunca pazarlama dünyasının ikiyüzlülükleriyle karşılaştık. Pazarlamacılar kendilerine uygulanan bazı pazarlama metotlarından nefret ediyordu, ama nefret ettikleri bu yollardan vazgeçemiyorlardı. Hem uyguluyorlar hem de şikâyet ediyorlardı. Broşürler, billboardlar, televizyon ve gazete reklamları… Bunlar 21. yüzyılda ne kadar işe yarayabilir? Geleneksel medyadan ne kadar fayda sağlanabilir? Belki de müşteriye ulaşmanın ve markanın viral hale gelmesinin en önemli ve en düşük maliyetli adımı sosyal medyayı kullanmaktan geçiyordur. UnMarketing daha yayımlanmadan dikkatleri üzerine çekti ve Amazon’un en çok satan kitaplarından biri oldu.[2]” Bu ifadeler, adı geçen kitabın tanıtım metninden alındı.

Kitabın yazarı Stratten’e göre pazarlama bir görev değil. Pazarlama bir departman değil. Pazarlama bir iş değil. Pazarlama bir meslek değil. Pazarlama mevcut ve potansiyel müşterilerle bağ kurduğunuz, bağ kurmaya başladığınız (veya kuramadığınız) her yerde ve her anda ortaya çıkıyor. Unmarketing kitabının yazarı, bunu bir adım öteye götürür ve “Her kim ki herhangi bir yerde herhangi bir anda firmanızdan bahseder o anlar da pazarlama sürecine dâhildir” der.

Yazar kitabının giriş bölümünde “Pazarlama, kulaktan kulağa bir proje veya bir viral pazarlama taktiği de değildir. Dudaklar her an kıpırdamaktadır. İşte mesele bu konuşmaların bir parçası olmayı isteyip istemediğinize karar vermekle ilgilidir. Mesele bu konuşmalara ne zaman katılmanız gerektiğini isabetle tayin edebilmektir.

Pazarınızla bağ kurabilme yeteneğine Unmarketing dememin sebebi budur. Bağ kurmaya çalışırkan, binlerce eleman kullansanız da, tek kişilik bir şov yapıyor olsanız da, siz daima Unmarketing yapıyorsunuzdur. Unmarketing insanları rahatsız edecek, onları hasta edecek bir şeyler yapmaya zorlanmaksızın uygulanır. Otantiktir, kişiseldir ve hayat boyu ilişkiler, müşteriler ve taraftarlar oluşturmanın, onları bulmanın yoludur. Eğer işlerin ve işletmelerin ilişkiler üzerine kurulu olduğuna inanıyorsanız, işiniz için bu ilişkileri, bağları kurmaya hemen başlamalısınız. İnanmıyorsanız kitabı iade edin. On yıllar önce işe yarayan şeyler artık bugün çalışmıyor. Doğrudan postalamanızın yüzde 0,2 sini satışa dönüştürmenin artık firmaları kesmediğini, gazetelere reklam vermenin, insanlar davranışa geçmeden önce yedi kere reklamımızı görmeliler anlayışının anlamsız bir ifade olduğunu artık görmelisiniz.” diyor.

Yazar, “pazarlamalı pazarlama”nın yakın zamanda dönüşeceğine dair öngörülerini yansıtmak için kitapta eski döneme ait olduğunu düşündüğü bir örnek olarak gazeteleri şöyle tarif ediyor. “Bu kitabı 2020 yılında okuyacaklar için “gazeteler”, başlangıçta çocuklar tarafından kapıdan kapıya atılan, daha sonraları arabalarla sabahın köründe saat 4.00 de evlere dağıtılan şeylerdi. Bunlar, aralarına makale ve haberlerin serpiştirildiği reklamlarla dolu sayfa sayfa kâğıtlardı.”

Unmarketing için özetle şu hususlar öneriliyor: Topluluklar oluşturmayın, topluluklara hizmet edin. Katılın. Aradaki mesafeleri kaldırın. Sessiz olun, dinleyin, sorun.

İyi bir pazarlamacı… İyi bir topluluk avukatıdır. Markaların yönetim kurullarında reklam ajanslardaki toplantılarla inşa edilmediğini bilir. Az plan yapar, çok değişiklik yapar. Kendisinden yana duran topluluk üyelerini ödüllendirir. Topluluklara karışır, katılır ve onlarla ilgilenir. Kendi kendisinin müşterisidir, kendini bir müşteri gibi görür. Asla kendini ciddîye almaz, önemli ve büyük görmez, kibirlenmez, egosunun esiri olmaz...

Pazarlamasız pazarlama için şunlar da öneriliyor:

“İnsanları hedef olarak anmaktan vazgeçin. Onlara misafirlerimiz deyin. Daha iyisi onlara dostlarımız deyin.

Firmanızın “dostlarıyla”, dostlarınızla konuşur gibi konuşun, onları gerçek dostlar olarak görün ve onlara öyle davranın.

Size ve firmanıza ulaşan her telefonu, e-postayı ve diğer mesajları bir dosttan geliyor bilin ve ona göre davranın ve zamanında cevap verin.

Dostlarınızdan gruplar oluşturun ve onları araştırma geliştirme, pazarlama ve medya kararlarını aldığınız toplantılarınıza davet edin.

Bunu yapmanın zor olduğunu düşünmeyin. Düşündüğünüzün tersine siz de insansınız. Ona göre davranın. Firmanızdaki diğerlerini de aynısını yapmaları için teşvik edin.”

Çevrenizde, size saldırmadan, sessizce, sizden biriymişçesine, sizinle sıcak ve güvenli bağlar kurarak, adeta pazarlama yapmadan iş yapan firma ve markalara rastlarsanız, dostlarınıza da duyurun. Şimdilerde örneklerine pek rastlayamasak da, yakın gelecekte bu tip firma ve markalar için bol bol örnekler ortaya çıkacak.



[1] Scott Stratten, Unmarketing: Stop Marketing, Start Engaging, John Wiley, New York, 2010. Kitap 2011’de Türkçe olarak da yayınlandı. Yazarın bloğu için bakınız: http://www.unmarketing.com

[2] Scott Stratten, Unmarketing: Pazarlamayı Bırakın Bağ Kurmaya Başlayın, MediaCat, İstanbul, 2011. Yazarın bloğu için bakınız: http://www.unmarketing.com