"BİR PAZARLAMALAR ANSİKLOPEDİSİ" - Sıfatları tanınmadıkça pazarlama tam anlaşılamaz...
7 Nisan 2012 Cumartesi
TASTE MARKETING / DAMAKTAN PAZARLAMA
31 Mart 2012 Cumartesi
RİTİMLİ MEGA PAZARLAMA
Yeniden yayınlamak hoş olur diye düşündüm.
İyi okumalar....
Ritimli Mega Pazarlama
17 Mart 2012 Cumartesi
RETRO MARKETING YENİDEN
RETRO PAZARLAMA YENİDEN
Eskimeyen Eskiler
iPad’in yeni versiyonu kapış kapış satışa çıkmış. Piyasada “yeni ve geliştirilmiş” sıfatlı ürünlerden geçilmiyor. Pazarlama ve yenilik, ayrılmaz ikizlerdir deniyor. Yenilik yapmayanın eskiyeceğinden, yeniliklerin hızla eskidiğinden bahsediliyor.
Ama insan tuhaf bir varlık. Hem yenilik istiyor hem de alıştığından vazgeçemiyor. Bu sebepten olsa gerek, bazı firma ve markalar bir yandan da, her zaman alıştığınız kalite, lezzet, vb. ifadelerle değişmezliğe, kalıcılığa ve istikrara vurgu yapıyor.
İnsanda bir de, geçmişe özlem duygusu var ki, bu duygu da pazarlamacılara malzeme oluyor. Nostaljiye dokunan nice ürün, nice uygulama hayatımızdan hiç eksik olmuyor. Hızla yenilenen bir dünyada dikkatleri çeliyor.
Kitlelerin geçmişe duydukları özlemin gücünden pazarlama maksadıyla yararlanma anlamında Retro Pazarlama yaygınlaşıyor.
Geçmişe uzanan referanslar, yeniliklerin tükenmesinden değil, aksine, pazarlamanın dinamizminden kaynaklanıyor. Eskiyi bile yenilemek iddiasını içeriyor. iPhone’unun ucuna taktığı renk renk klasik telefon ahizesiyle konuşanları görünce insan ne diyeceğini şaşırıyor.
Tarihle ilgilenenler, yeni sanılan birçok şeyin aslında hiç de yeni olmadığını, geçmişte yapılanların başka bir ambalaj, tarz veya teknikle gerçekleştirilmesinden ibaret olduğunu iyi biliyor.
Yeniyle eskinin iki yönlü buluşmasından nice yenilikler üretilebiliyor. Geçmişe ait olay, eser veya ürünlerin yeniden yorumlanarak veya birebir taklit edilerek tekrar sunulduğu bu uygulamalara Nostaljik Pazarlama da deniyor.
Ev reçelleri, erişteler, saray çorbaları gibi harcıâlem ürünlerin yanı sıra, Osmanlı dönemi mahallesinden esinlenen konut projeleri, saray mimarisinin kullanıldığı oteller, bol izleyici çeken tarihî diziler ve kitaplar, geçmiş günlerin cazibesini bugünün tüketicisine tekrar yaşatıyor.
Eskimeyen eskilerin taze bir örneğiyle dün tanıştım. Ben doğmadan önce yayına başlayan, büyük Türkiye idealinin meşalesi, Büyük Doğu dergilerinin tıpkı basım nüshalarıyla...
Hakikaten, eskilerin bazısı hiç eskimiyor...
Meraklısı için bir kaynak daha duyuralım.
"Postmodern pazarlamanın pazarlama literatüründe yerini almaya başlamasıyla birlikte yeni pazarlama kavramları da ortaya çıkmıştır. Günümüzde yeni bir pazarlama kavramı olarak ortaya çıkan “Retro Pazarlama” ilk olarak Stephen Brown tarafından ortaya atılmıştır. Brown, Retro pazarlamayı, “Bir önceki tarihsel döneme ait ürün veya hizmetin canlanması veya yeniden başlatılması” olarak tanımlamaktadır. Retro pazarlama, geçmiş döneme ait çağrışımlarla (müzik, koku, filmler, kitaplar vb.) farklı bir pazarlama yaklaşımını ortaya koymaktadır....."Devamı için link:
3 Mart 2012 Cumartesi
TEK GECELİK PAZARLAMA / ONE NIGHT STAND MARKETING
25 Şubat 2012 Cumartesi
CAUSE-RELATED MARKETING / DAVA DESTEKLİ PAZARLAMA
Sosyal Amaç Bağlantılı Pazarlama, İdeal Bağlantılı Pazarlama, Misyon Bağlantılı Pazarlama gibi sıfatlar da kullanılabiliyor. Şirketlerin veya markaların kendi isimlerini sosyal bir amaçla ilintilendirme çabaları, toplumsal faydalar yanında firma ve markaların itibarının artmasına da yardımcı oluyor. Markalara sosyal bir sorumluluk yükleyen İdeal bağlantılı / Dava Destekli Pazarlama uzun erimli oluşu ve sürekliliğiyle stratejik bir konudur.
Bu uygulamanın merkezinde, firmanın ortak amaçlar etrafında buluşabileceği değişik kesimler arasında karşılıklı fayda sağlamak için kâr amacı gütmeyen çoklu bir işbirliği fikri yatmaktadır. Dava Destekli Pazarlama, kuruluş amacıyla uyumlu “sigaraya hayır”, “çevreyi kirletmeyin”, “uyuşturucu kullanmayın”, “alkollü araç kullanmayın” gibi mesajların verildiği Kâr Amaçsız Pazarlama’dan ve Sosyal Pazarlama’dan farklıdır.
Dava Destekli Pazarlama’da şirketler sosyal sorumluluklarını yerine getirmelerinin yanı sıra uzun dönemde kâr da elde edebilirler. Firma, sosyal amaca yönelik bir dernek ya da bir gönüllü kuruluşla işbirliği yapabileceği gibi, amaca doğrudan da yönelebilir. Dava Destekli Pazarlama, şirketin amaçlarına bağlı olarak birçok yolla gerçekleştirilebilir. Halkla ilişkiler, satış promosyonları, sponsorluk ve Niş Pazarlama ile birlikte uygulanabilir. Markaya duyulan güveni, müşteri sadakatini ve satın almayı arttırırken, aynı zamanda şirketin çalışanları ve tedarikçileri gibi sosyal paydaşlarıyla ilişkilerini de güçlendirir . Dava Destekli Pazarlama’da, desteklenecek doğru dava ve konuların bulunması ve/veya üretilmesi önemlidir.
Atlas dergisi, 2004 yılında “Sıfır Yokoluş” isimli bir proje başlattı. Doğa Derneği ile birlikte, nesli tükenen canlılara dikkat çekti. Risk altındaki yüzlerce bitki ve hayvan türü belirlendi. Bir sonraki adımda sıra bu türleri koruma işini üstlenecek ve bunu kendi pazarlama çabalarında “Dava Destekli Pazarlama” uygulaması kapsamında kullanacak firma, marka ve kuruluşların bulunmasına geldi. Bu sayede hem dergi, hem firmalar, hem ilgili kurumlar-dernekler, hem toplum ve hem de gelecek nesiller bundan yararlanacaklardı. Risk altındaki bitkilerden biri Likya orkidesiydi. Bunun soğanlarından salep elde ediliyor. Salep de dondurma başta olmak üzere çeşitli gıda ürünlerinin imalatında kullanılıyordu. Aşırı talep ve toplama yüzünden bu bitkinin nesli tükeniyordu.
Sıfır Yokoluş projesi çerçevesinde ünlü ressamların bağışladıkları tabloların açık arttırmayla satışa sunulduğu, gün boyu yapılan yayınlarda ilgili kişi ve uzmanların konuşturulduğu, SMS yoluyla 5’er TL’lik bağışlar yapılmaya davet edildikleri CNN televizyonu dava destekli bu pazarlama uygulamasına katılan bir başka firma idi. Bu örnekte de görüldüğü gibi, bir kampanya birden çok sayıda firma ve organizasyon tarafından da desteklenebiliyordu.
Dava Destekli Pazarlama, Kotler ve Lee’nin altı ayrı kategoriye ayırdıkları Kurumsal Sosyal Sorumluluk uygulamalarından biri. Yazarların Sosyal Amaç Bağlantılı Pazarlama adını verdikleri bu uygulamada, bir kurum, ürün satışlarına dayalı gelirlerin belli bir yüzdesini belirli bir amaç için harcar ya da bir katkıda bulunur. Bu teklif en sık görüldüğü şekilde, önceden bildirilmiş belli bir zaman dilimi için, belirli bir ürün için ve belirli bir hayır kurumu içindir. Bu senaryoda bir kurum, çoğunlukla kâr amacı gütmeyen bir organizasyon ile özel bir ürünün satışlarını arttırmak ve hayır kurumuna finansal destek oluşturmak için belirlenmiş karşılıklı çıkarlara dayalı bir ilişki kurarak, işbirliğine gitmektedir. Bu durum, tüketicilerin gözde hayır derneklerine zahmetsizce katkıda bulunma fırsatı sağlamasından dolayı, bir kazan-kazan-kazan durumu olarak da görülebiliyor.
2004 yılında, Dünya Pazarlama Ajansları Birliği, Bridgestone firmasını, “Farım da hep açık, yolum da” sloganlı kampanyası dolayısıyla Dünyanın En İyi Dava Destekli Pazarlama Kampanyası Ödülüne layık görmüştü .
Body Shop’un marka olarak değer sunumunu hayvan haklarını koruma üzerine konumlandırması da başka bir örnektir.
KSS ile ticarî sponsorluk ve hayır hasenat kavramları bazen birbiriyle karıştırılabiliyor. 'Türkiye'de sponsorluk projelerine örnek olarak Garanti Bankası'nın 12 Dev Adam'ı, Petrol Ofisi'nin Formula sponsorluğu, Sabancı'nın Picasso, ardından Rodin Sergisi'ni getirmesi sayılıyor. Ancak bunlar birer sponsorluk uygulaması olup, Dava Destekli Pazarlama kapsamına girmiyor.
Dava Destekli Pazarlama’nın benzerlerinden en bariz farkı, firma ile ardına destek olduğu bir sosyal faydanın adeta ayrılmaz bir biçimde ve süreklilikle desteklenmesinde yatmasıdır. Firmanın davasını kendi ticarî faaliyetlerinin de bir parçası haline getirebilmesiyle ilgilidir.
Başarılı bir örnek için Patagonia.com'a bakınız.
22 Şubat 2012 Çarşamba
NEURO MARKETING / NÖRO PAZARLAMA
| ||
Nöro pazarlama (Neuromarketing) nedir? Tüketici davranışları ve seçim süreçlerinin ne gibi faktörlerden etkilendiği pazar araştırmalarında hep karanlık kalan, tam olarak açıklığa kavuşamamış bir konu olmuştur. Nöro pazarlama, çeşitli yöntemlerle bu karanlık kısmı aydınlatmak ve bireylerin tercihlerini daha iyi anlamak adına tüketicilerin verilen mesajlar karşısında tepkilerinin ve zihinsel aktivitelerinin nörolojik olarak incelenmesidir. Bize sunduğu bilgi sayesinde daha etkili tasarımlara, beynin olumlu tepkiler vereceği pazarlama ve reklam kampanyalarına imza atmamız mümkündür..... (Yazının devamı burada.) | ||
16 Ocak 2012 Pazartesi
BIOMIMIC MARKETING / BİYOMİMİK (CANLI ÖYKÜNMELİ) PAZARLAMA
Pazarlamanın ne olduğunu ve nasıl çalıştığını bi anlat diyenlere, “Eşeğin aklına karpuz kabuğu getirmektir” diyorum. “Biyomimik Pazarlama” diye bir şey varmış. Canlılar âleminde, doğada olup bitenlerden ders ve ilham alıp, pazarlamada daha etkili olabilmenin yollarını ifade ediyormuş.
Bilim ve teknoloji, oldum olası, tabiatı ve canlıları inceliyor, taklide çalışıyor. Belgesellere de yansıyan doğa araştırmaları sonunda bilim adamları ve arkasından iş dünyası, pazara yeni yeni ürünler ve uygulamalar sürüyorlar.
Akıllı pazarlamacılar, tabiattaki canlıları, varlıkları, şekilleri, sembolleri, imajları yakından inceliyor, bunları ürün ve işlerine yansıtmak, insan davranışlarını anlamak ve tahmin etmek için ve mesajlarını kitlelere iletebilmek için yeni yollar arıyorlar.
Pazarlama, hayvanlar âleminden hem görsel, hem mecâzî, hem de fonksiyonel bakımdan yararlanıyor.
Volkswagen’in efsanevi tosbağa (kaplumbağa) modeli hepsine bir örnek. Müşterilerin toplu davranışlarını anlamak ve onları etkilemek için, karınca ve arılardan, kuşlardan ve balıklardan, koyunlardan ve öküzlerden ilham alarak, sosyal medya dünyasına ulaşmak da başka bir örnek. Facebook’tan Twitter’a, mağazadaki hareketlere etkileşmelerin şifreleri doğayı yakından tanıdıkça daha kolay çözülüyor...Twitter logosu olan civciv bile bir biyomimik pazarlama örneği. Viral pazarlamanın virüsler dünyasından nice ilhamlar aldığını eklemeye lüzum var mı?
Hayvanların değişik türleriyle zihinlerde ve kültürlerdeki yerleşik algıları, temsil ettikleri sembolik özellikler de pazarlamacılar tarafından hem ürünlerini hem de mesajlarını geliştirmede bol bol kullanılıyor. Firmaların ürünlerine kazandırmak istedikleri özellikleri en iyi yansıtan hayvan figürleri ve sembollerine dair örnekler o kadar çok ki... Çizgi roman kahramanlarının çoğunun hayvanlar ve canlılar âleminden alındığını da dikkatinize sunarız. Eşeğiyle, köpeğiyle, tavuğuyla (aslında horoz demeleri lazımdı) Garanti reklamlarındaki Bremen Mızıkacılarını da...
Bu vesileyle, birer biyomimik pazarlama (eşeğin aklına karpuz kabuğu getirmek?) metaforu olarak, “At binicisine göre kişner”; “Eşeğinden alamayan hıncını semerinden çıkarır” sözlerini de şuraya not düşelim.
Ve ilgilenip araştırmaya devam edelim. Bakalım daha nelerle karşılaşacağız?
17 Kasım 2011 Perşembe
CONTENT MARKETING / İÇERİK PAZARLAMA
CONTENT MARKETING / İÇERİK PAZARLAMA
20 Ağustos 2011 Cumartesi
UNMARKETING / PAZARLAMASIZ PAZARLAMA
UNMARKETING / PAZARLAMASIZ PAZARLAMA
İngilizce’de “un-” ön eki, olumsuzluk bildirir. UnMarketing, “pazarlama değil”, “pazarlamadan”, “pazarlama yapmadan”, “pazarlamasız” gibi anlamlara sahip. Unmarketing, bir terim olarak 2010’da yayınlanan ve çok satan iş kitaplarından biriyle[1] pazarlama literatürüne girdi.
Unmarketing, Antipazarlamacı Pazarlama’dakine benzer gerekçelerden yola çıkıyor. Pazarlamanın aşırı veya kötüye kullanılmasının getirdiği direnç ve tepkilerle baş etmenin bir yolu olarak öneriliyor. (Antimarketer Marketing’e de bakınız.)
İnsanlar kendilerini hedef alan, hayatlarını kesintiye uğratan, kendi istekleri dışında ortaya çıkan saldırgan satış ve pazarlama faaliyetlerinden rahatsızlık duyuyor ve bunlara karşı önemli dirençler ve engeller oluşturuyorlar. “Dilenciler ve satıcılar (pazarlamacılar) giremez” türü yasaklar bu saldırıların sonunda ortaya çıktı. Aşırı kuşatılmışlık duygusuyla insanlar satış ve pazarlama çabalarından rahatsız oluyor, bunlardan kaçınıyor, uzak durmaya çalışıyor, nefret ediyor, hattâ bazıları, bu tarz firmalara, uygulamalara ve kişilere karşı tavır ve davranışlar içine girebiliyorlar. İstenmeden gelen SMS mesajları, e-postalar, kapılara bırakılan broşürler, otomatik telefon aramaları, çağrı merkezlerinden gelen satış amaçlı telefon mesajları ve benzerleri artık etkili araçlar olmaktan çıktı, giderek müşteriler üzerinde olumsuz etkiler yapmaya bile başladı. 2009 yılında, ABD’de 220 milyon telefon abonesi (% 72) ulusal aranmayacaklar listesine dâhil olmuş, telefon şirketlerine “bizi rahatsız etmeyin” talimatı vermişler.
Bütün bunlara rağmen, “pazarlamacılar” hâlâ, giderek işe yaramaz hale gelen bu yöntemleri, yolları ve araçları kullanıyor ve bu engelleri aşmanın yeni yollarını arıyorlar. “Soğuk ziyarette başarıyı arttırmanın yolları” türünden seminerler hâlâ müşteri bulabiliyor.
“
Nesiller boyunca pazarlama dünyasının ikiyüzlülükleriyle karşılaştık. Pazarlamacılar kendilerine uygulanan bazı pazarlama metotlarından nefret ediyordu, ama nefret ettikleri bu yollardan vazgeçemiyorlardı. Hem uyguluyorlar hem de şikâyet ediyorlardı. Broşürler, billboardlar, televizyon ve gazete reklamları… Bunlar 21. yüzyılda ne kadar işe yarayabilir? Geleneksel medyadan ne kadar fayda sağlanabilir? Belki de müşteriye ulaşmanın ve markanın viral hale gelmesinin en önemli ve en düşük maliyetli adımı sosyal medyayı kullanmaktan geçiyordur. UnMarketing daha yayımlanmadan dikkatleri üzerine çekti ve Amazon’un en çok satan kitaplarından biri oldu.[2]” Bu ifadeler, adı geçen kitabın tanıtım metninden alındı.
Kitabın yazarı Stratten’e göre pazarlama bir görev değil. Pazarlama bir departman değil. Pazarlama bir iş değil. Pazarlama bir meslek değil. Pazarlama mevcut ve potansiyel müşterilerle bağ kurduğunuz, bağ kurmaya başladığınız (veya kuramadığınız) her yerde ve her anda ortaya çıkıyor. Unmarketing kitabının yazarı, bunu bir adım öteye götürür ve “Her kim ki herhangi bir yerde herhangi bir anda firmanızdan bahseder o anlar da pazarlama sürecine dâhildir” der.
Yazar kitabının giriş bölümünde “Pazarlama, kulaktan kulağa bir proje veya bir viral pazarlama taktiği de değildir. Dudaklar her an kıpırdamaktadır. İşte mesele bu konuşmaların bir parçası olmayı isteyip istemediğinize karar vermekle ilgilidir. Mesele bu konuşmalara ne zaman katılmanız gerektiğini isabetle tayin edebilmektir.
Pazarınızla bağ kurabilme yeteneğine Unmarketing dememin sebebi budur. Bağ kurmaya çalışırkan, binlerce eleman kullansanız da, tek kişilik bir şov yapıyor olsanız da, siz daima Unmarketing yapıyorsunuzdur. Unmarketing insanları rahatsız edecek, onları hasta edecek bir şeyler yapmaya zorlanmaksızın uygulanır. Otantiktir, kişiseldir ve hayat boyu ilişkiler, müşteriler ve taraftarlar oluşturmanın, onları bulmanın yoludur. Eğer işlerin ve işletmelerin ilişkiler üzerine kurulu olduğuna inanıyorsanız, işiniz için bu ilişkileri, bağları kurmaya hemen başlamalısınız. İnanmıyorsanız kitabı iade edin. On yıllar önce işe yarayan şeyler artık bugün çalışmıyor. Doğrudan postalamanızın yüzde 0,2 sini satışa dönüştürmenin artık firmaları kesmediğini, gazetelere reklam vermenin, insanlar davranışa geçmeden önce yedi kere reklamımızı görmeliler anlayışının anlamsız bir ifade olduğunu artık görmelisiniz.” diyor.
Yazar, “pazarlamalı pazarlama”nın yakın zamanda dönüşeceğine dair öngörülerini yansıtmak için kitapta eski döneme ait olduğunu düşündüğü bir örnek olarak gazeteleri şöyle tarif ediyor. “Bu kitabı 2020 yılında okuyacaklar için “gazeteler”, başlangıçta çocuklar tarafından kapıdan kapıya atılan, daha sonraları arabalarla sabahın köründe saat 4.00 de evlere dağıtılan şeylerdi. Bunlar, aralarına makale ve haberlerin serpiştirildiği reklamlarla dolu sayfa sayfa kâğıtlardı.”
Unmarketing için özetle şu hususlar öneriliyor: Topluluklar oluşturmayın, topluluklara hizmet edin. Katılın. Aradaki mesafeleri kaldırın. Sessiz olun, dinleyin, sorun.
İyi bir pazarlamacı… İyi bir topluluk avukatıdır. Markaların yönetim kurullarında reklam ajanslardaki toplantılarla inşa edilmediğini bilir. Az plan yapar, çok değişiklik yapar. Kendisinden yana duran topluluk üyelerini ödüllendirir. Topluluklara karışır, katılır ve onlarla ilgilenir. Kendi kendisinin müşterisidir, kendini bir müşteri gibi görür. Asla kendini ciddîye almaz, önemli ve büyük görmez, kibirlenmez, egosunun esiri olmaz...
Pazarlamasız pazarlama için şunlar da öneriliyor:
“İnsanları hedef olarak anmaktan vazgeçin. Onlara misafirlerimiz deyin. Daha iyisi onlara dostlarımız deyin.
Firmanızın “dostlarıyla”, dostlarınızla konuşur gibi konuşun, onları gerçek dostlar olarak görün ve onlara öyle davranın.
Size ve firmanıza ulaşan her telefonu, e-postayı ve diğer mesajları bir dosttan geliyor bilin ve ona göre davranın ve zamanında cevap verin.
Dostlarınızdan gruplar oluşturun ve onları araştırma geliştirme, pazarlama ve medya kararlarını aldığınız toplantılarınıza davet edin.
Bunu yapmanın zor olduğunu düşünmeyin. Düşündüğünüzün tersine siz de insansınız. Ona göre davranın. Firmanızdaki diğerlerini de aynısını yapmaları için teşvik edin.”
Çevrenizde, size saldırmadan, sessizce, sizden biriymişçesine, sizinle sıcak ve güvenli bağlar kurarak, adeta pazarlama yapmadan iş yapan firma ve markalara rastlarsanız, dostlarınıza da duyurun. Şimdilerde örneklerine pek rastlayamasak da, yakın gelecekte bu tip firma ve markalar için bol bol örnekler ortaya çıkacak.
[1] Scott Stratten, Unmarketing: Stop Marketing, Start Engaging, John Wiley, New York, 2010. Kitap 2011’de Türkçe olarak da yayınlandı. Yazarın bloğu için bakınız: http://www.unmarketing.com
[2] Scott Stratten, Unmarketing: Pazarlamayı Bırakın Bağ Kurmaya Başlayın, MediaCat, İstanbul, 2011. Yazarın bloğu için bakınız: http://www.unmarketing.com